Yaşamım ve hobilerim

Neden Başarısız Olduk?

Bu yazı tarafından 27 Tem 2012 tarihinde Ekoloji, Yaşam, Yazılar bölümünde yayınlandı. 0 yorum aldı ve 460 defa okundu.

Çoğu zaman yeryüzünün ekolojisini dengede tutmayı basite indirgemek için bir akvaryumu ele almayı faydalı bulurum.  Pek çok kişi farkında olmasa da sağlıklı bir akvaryumun içinde yaşanan biyolojik, kimyasal ve fiziksel olaylar, dünya ekolojisinde yaşananlardan pek farklı değildir. O yüzden konuya akvaryum hobisi üzerinden girecek olursam, pek çok akvaryum üstadı, akvaryum hobisinde başarılı olunabilmesi için doğayı taklit etmemiz gerektiğini savunur. Akvaryum ortamında, canlıların doğal gelişimlerini gözlemleyebilmek için tasarımda kullanılan malzemelerden aydınlatma değerlerine, suyun kimyasal koşullarından verilen yemin niteliğine kadar her konuyu doğayı taklit edecek şekilde yapmalıyız.

Neyseki bu kadar konudan bazıları kolaylıkla halledilebilir. Örneğin su sıcaklığı ve suyun kimyasal içeriği gibi bilgiler artık pek çok kaynak tarafından akvaryumseverlere verilebilmektedir. Hatta akvaryum hobisinde çok popüler olan Malawi ve Tanganyika Gölü sularının kimyasal içerikleri bile bilinmektedir. Pek çok kitap, balık habitatlarının fiziksel çevresini tanımlamakta ve akvaryumseverlere, kullanılacak dekor malzemeleri konusunda fikir vermektedir. Akvaryumsevere de bu değerleri ve bilgileri kendi akvaryumuna uygulamak kalmaktadır. O halde, akvaryum konusunda bu kadar bilgili olduğumuz halde, insanoğlu neden tam bir başarıya ulaşamamıştır?

[nrelate-related]

Akvaryum hobisinin başlangıcı 20.yy’ın başlarına uzanır. Yüzyıldır neden başarısız oluyoruz sorusunu, insanoğlunun başka alanlardaki başarılarıyla karşılaştırınca, aslında bu başarısızlığın ne kadar önemli ve üzerinde düşünülmesi gereken bir konu olduğu daha da belirginleşiyor. Arkasında hiç bir politik düşünce aramadan, insanoğlunun uzayla ilgili yaptığı çalışmaları NASA’yla özdeşleştirirsek, kurulmasından topu topu 10 kadar sonra ilk büyük adım olan Ay’a ulaşılmıştı. İnsanoğlu, yüzyıl önce uçamazken, artık sivil havacılık bile ses hızını aşmış durumda. 19. yy’da insanlığı kasıp kavuran hastalıkların pek çoğu onyıllarca önce ortadan kaldırılmış durumda. Kısacası, insanoğlu, 100 yıl boyunca uğraştıktan sonra çok çok az konu çözümsüz kalmıştır. Acaba, bu başarısızlık akvaryum hobisiyle uğraşan insanların yetersizliği mi yoksa daha derinlerde başka sorunlar mı var? Bakış açımızı, bu yeni sorunun cevabına göre genişletmemiz gerekmektedir. Başarısızlığın, bireysel olarak akvaryum hobisiyle uğraşan kişilere ait olmadığını kanıtlamak için geçmiş yıllarda yapılan bir mühendislik projesinden bahsetmekte fayda var. Böylece akvaryumseverleri bunalıma sokmamış oluruz.

 

1984 yılında, Teksaslı bir petrol milyarderinin desteğiyle Arizona çölünün ortasında, Biosphere 2 adında bir proje başlatıldı. Projenin hedefi, belirli sayıda insanın yaşatmaya yetecek tamamen kapalı bir ekosistem oluşturmaktı. Bu hedefi gerçekleştirirken, yeni geri dönüşüm yöntemleri araştırılacak ve insanoğlunun Ay’da ve Mars’ta yeni koloniler kurmasının yolları araştırılacaktı. Projenin iddiası adından anlaşılabiliyordu. Yeni projeye isim verilirken, Dünya ekosistemi, “Biosphere 1” olarak kabul edilmişti.

1.3 hektarlık kapalı alan üzerinde 200000 m3 hava içeren ve dev yapının içinde 7 farklı ekolojik bölge oluşturulmuştu. Bu bölgelere dikkatle seçilen toprak, hayvan ve bitkiler yerleştirilerek bazı kısa süreli deneyler yapıldı ve asıl hedef olan, 8 insanı 2 yıl boyunca barındıracak koşullar oluşturulmaya çalışıldı. Projede elde edilen sonuçların geçerli olabilmesinin kilit noktası, sızdırmazlığın sağlandığının gösterilmesiydi. Bu konuda yapılan çalışmalar, tam bir başarının –NASA’nın uzay modüllerinden 30 kat daha güvenliydi- sağlandığı görüldü.

 

150 milyon $ lık harcamadan sonra 1991 yılında 8 kişi, sızdırmaz yapının içine girdiğinde beklentiler çok yüksekti. Kurulan sistemin 100lerce yıl boyunca hayatı destekleyebileceği düşünülüyordu. Fakat 2 yıl sonra en iyimser yorumcular bile sadece bazı konularda başarı sağlandığını belirtiyordu. Kısacası, yapılan harcamalardan sonra, şu an sahip olduğumuz teknolojiyle kapalı bir ekosistem kurmayı başaramayacağımız kanıtlanmış oldu. Bu durumda, harcayacak 150 milyon $ ‘ı olmayan akvaristlerin kendilerinden şüphelenmesine gerek yoktur.

 

O halde, insanoğlu neden doğayı taklit etmekte başarısızdır? Bu önemli sorunun cevabı tahmin ettiğimizden çok daha basit olabilir. Yeryüzünde, hem sayı hem toplam ağırlık olarak en fazla olan canlılar, bakterilerdir. İnsanoğlu, sadece 5000 civarında bakteriyi tanımlayabilmiştir, oysa yüz binlerce tanımlanmamış bakteri türü daha vardır. Bunun yanında, tanımlanabilmiş türlerin çoğu laboratuvar koşullarında yaşatılamamıştır. Moleküler biyoloji vasıtasıyla sadece belli bir ortamdaki varlıkları “hissedilebilmektedir”. Dünya üzerindeki pekçok önemli kimyasal çevrimden bakteriler sorumlu olduğu halde, insanoğlu ancak yeni yeni biyokimyasal süreçlerle belli organizmalar arasında bağlantı kurabilmeyi başarmıştır.

 

Doğayı taklit etmekteki başarısızlığımızın en büyük nedeni, doğal ortamda çeşitli rollerde görev alan oyuncuların tümünü ve oynadıkları rolleri tanıyamamış olmamızdır. Bu oyuncuların eksikliklerinde yerlerini teknolojiyle doldurabilmemiz için, öncelikle rollerin tam olarak anlaşılması gerekmektedir. Ancak daha sonra da bu açığı teknolojimiz yardımıyla kapatma imkanımız olabilir. Oysa, insanoğlunun şu an bulunduğu nokta, her iki soruna da çözüm bulamadığını göstermektedir. İronik olan ise, zekasıyla eriştiği teknolojiye, fizyolojisinin mükemmelliğine dayanarak, kendini evrimin en tepesine oturtmuş olan insanoğlunun; evrimin ilk ürünü olan ilkel bakterilerin yaptıklarını anlayamaması ve taklit edememesidir.

 

Dünya genelinde, akvaryumseverler her yıl biyolojik filtrasyonun başlatılması veya devamını sağlamak için milyonlarca dolar harcarlar. Oysa başarılı bir akvaryumun bu bakterilerin milyarlarcasını barındırabilir.

Hissiyatınızı paylaşın:

%d blogcu bunu beğendi: