Yaşamım ve hobilerim

Azizlerin en Azizi

Bu yazı tarafından 28 Oca 2012 tarihinde Akvaryum, Tatlı Su, Tuzlu Su bölümünde yayınlandı. 0 yorum aldı ve 197 defa okundu.

Akvaryum hobisinin karmaşıklığı içinde akvariste yardım eden belkide tek şey bilgidir. Akvaristlik, fiziğin, kimyanın, biyolojinin kuralları üzerine oturmuş olan ilginç bir hobidir. Bu kuralları ne kadar iyi anlarsak, bizim için hobi o kadar kolaylaşır. Bu konular arasında en çok anlaşılmış olan biyolojidir, çünkü sonuçta asıl amaç yaşayan canlılar yetiştirmektir. Balıkların yemlenmesi, atıkların kontrolü, biyolojik filtrasyon gibi konulardan pek çok akvaristin haberi vardır. Fakat bu gibi konuların yanında daha az bilinen fizik ve kimyanın da akvaryumdaki rolünün iyi anlaşılması akvaristin faydasınadır.

[nrelate-related]

Akvaryumu daha iyi anlayabilmek adına bilimin derinliklerine inmenin bir sınırı yoktur. Zira hobinin teknik yanına meraklı insanlar için, pek çok bilimdalı incelenmeyi beklemektedir. Diğerleri için bile akvaryum hobisi sıkıcı, monoton bir hobi değildir, çünkü her akvaryumun önemli ortak noktaları çok azdır. Çok farklı karakterlerde akvaryumlar kurmak mümkündür. Kimisinde bitki vardır kimisinde yoktur, kimisinde soğuk su balıkları vardır kimisinde tropikal balıklar, kimisi kütüklerle dekore edilmiştir kimisinde kayalar kullanılmıştır. Peki, bu kadar akvaryumun hiç mi ortak noktası yok? Elbette var: Su. Bütün akvaryumlarda mutlaka ama mutlaka su bulunur (işin doğası gereği). Demekki akvaryum hobisi için en önemli olan madde, kimyacıların deyimiyle H2O; biz akvaristlerin deyimiyle sudur. Peki, bütün akvaristler için bu kadar önemli bir madde olan suyu ne kadar yakından tanıyoruz acaba.

Su, hobimizin o kadar önemli bir parçasıdır ve sürekli gözümüzün önündedir ki, çoğunlukla gözden kaçırılır. Ağaçlar yüzünden ormanı görememek gibi. Fakat yeryüzündeki okyanusları, gölleri ve nehirleri su moleküllerinin oluşturması tesadüf değildir. Dünya üzerinde normal durumlarda görülen sıcaklık değerlerinde, maddenin her üç halinde de (katı, sıvı gaz) bulunabilen tek madde sudur. Suyun diğer maddelerle, kendisiyle ve canlılarla etkileşimi sayesinde gezegenimizde yaşamı desteklemiştir. Suyun özgül ısısı yüksektir. Yani, ısımaya başlamadan önce oldukça fazla enerji yutar. Bu yüzden mevsimler değişirken sıcaklık ani değişiklikler göstermez. Bu, canlı yaşamını destekleyen önemli bir özelliktir. Suyun yüzey gerilmesinin yüksek olması da ilk bakışta pek göze çarpmayan ama çok önemli bir özelliktir. Bir bardak suyun içine bir mendil batırın, suyun yukarı doğru tırmandığını göreceksiniz. Su, bu özelliği sayesinde bitkilerin kökleri içinde dolaşabilir. İlk bakışta önemini anlayamasak ta, suyun başarısındaki kilit noktalardan biridir.

 

Su ve Akvarist

 

Hobinin olmazsa olmaz en önemli maddesini biraz daha yakından tanımakta fayda var. Hobimiz için en önemli özelliklerini sıralamadan önce su molekülünü incelemekte fayda var. Çünkü pek çok sorunun cevabı bu yapının içinde gizlidir. Su molekülü, iki hidrojen ve bir oksijen molekülünden oluşur. Her hidrojen atomu, kendisini oksijen atomuna bağlayan bir kimyasal bağ kurar. Bu haliyle su molekülü “V şeklinde bir yapıdadır. “V” şeklinin merkezinde (-) yüklü olan oksijen atomu; her iki uçta da (+) yüklü olan hidrojen atomu bulunmaktadır. Bu şekliyle, bir tarafı hafifçe (-); diğer tarafı hafifçe (+) yüklü bir moleküldür. Bunun akvarist açısından anlamı şudur, molekülün her iki tarafı da kendine göre ters işaretli yükleri çekebilir. Bu özelliği sayesinde su, evrensel çözücü olarak kabul edilmiştir. Diğer önemli özellikleriyle birleşince, sıvı halde bulunan suyun belkide evrenin en kıymetli maddesi olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.

 

Nitrat, amonyum, oksijen, demir, kalsiyum gibi akvaryum için önem arzeden iyonların ortak noktası, her birinin elektriksel bir yükünün olmasıdır. Suyun çift polarlı olması sayesinde saydığımız bütün iyonlar ve daha fazlası suda çözünebilir. Örneğin, (++) yüklü olan kalsiyum iyonunun etrafını, (-) yüke sahip uçları kalsiyum iyonuna yönlenmiş olarak su molekülleri çevirince, kalsiyum iyonu suda çözünmüş olur. Kalsiyumun etrafını çeviren su molekülleri artık başka bir maddenin çözünmesinde rol oynayamaz. Yani çözünen madde miktarı arttıkça, diğer maddelerin çözünmesine yardım edecek “boş” su moleküllerinin sayısıda azalmış olur.

 

Tuzlu su akvaryumlarında biyolojik atıkların varlığı her zaman daha tehlikelidir. Çünkü diğer maddeleri çözmeye başlamadan önce, tuzluluğun sağlanabilmesi için belirli miktarlarda tuzun suda çözünmüş olması gerekir. Yani biyolojik atık ve hayatın devamını sağlayan oksijen gibi moleküllerin kullanabileceği su molekülü sayısı çok daha azdır. Bu durumda “boş” su molekülleri için rekabet artmaktadır.

 

Su sıcaklığının çözünme işlemi üzerinde önemli bir etkisi vardır. Su sıcaklığı yükseldikçe katı ve sıvıların çözünme yüzdesi artar; gazların ki azalır. Bu yüzden, sıcak sulardan hoşlanan diskus balıkları için su değişikliği yapmanın ne kadar önemli olduğunu anlayabiliriz. Çünkü su değişiklikleri yapılmazsa, yemleme etkisiyle ortaya çıkan fosfat ve nitratlar “boş” su moleküllerinin etrafını çevirerek, zaten çözünürlüğü azalmış olan oksijen moleküllerine yer bırakmazlar.

 

Su içinde çözünen maddeler neyseki oldukları yerde kalmazlar, sürekli hareket ederek, su kütlesi içine eşit şekilde yayılırlar. Eğer fizik kanunları bu şekilde yazılmış olmasaydı, dünyanın çeşitli kültürlerinde önemli bir yeri olan çay içmek bu kadar yaygın olmazdı herhalde. Zira ne su içinde çözülen çay yaprakları ne de tat versin diye atılan şeker, bardağın tümüne yayılırdı. Aynı şekilde akvaryum hobisini yapmak ta imkansız hale gelirdi. Böyle bir durumda, akvaryumun her noktasında ihtiyaç duyulan oksijen, çeşitli tuzlar ve bazı diğer maddelere sadece belirli bölgelerden erişilebilirdi. Bunun yanı sıra, akvaryumdaki miktarı fazla artmaması gereken fosfat, nitrat, amonyum gibi maddeler bulundukları bölgelerde aşırı dozlara yükselip öldürücü hale gelirdi. Difüzyon sayesinde, moleküller, içinde bulundukları sıvıya eşit şekilde yayılırlar ve bizim kabuslar görmemize engel olurlar.

 

Moleküllerin sürekli hareketi sonucu ortaya çıkan başka bir sonuçta ozmotik basınçtır ve su içerisinde çözünmüş tuz iyonları tarafından oluşturulur. Tuz yoğunluğu ne kadar fazlaysa ozmotik basınçta o denli yüksektir. Hücre içinde ve dışında oluşabilecek yüksek basınçtan etkilenmemek için, hücre duvarları geçirgendir. Yani, hücre dışındaki ozmotik basınç yüksekse, hücre duvarı küçük iyonların hücre içine girmesine izin vererek ve suyu dışarı çıkararak basıncı eşitleme yoluna gider. Tatlı su balıklarının tuzlu suda ve tuzlusu balıklarının tatlı suda yaşayamamasının asıl nedeni budur. Su içerisinde yaşayan her canlı ozmotik basınçla başa çıkabilmeyi bilmelidir, çünkü yaşaması buna bağlıdır.

Hissiyatınızı paylaşın:

%d blogcu bunu beğendi: