Yaşamım ve hobilerim

Tatlısu Tankı – İstanbul

Bu yazı tarafından 28 Oca 2012 tarihinde Akvaryum, Tatlı Su bölümünde yayınlandı. 0 yorum aldı ve 830 defa okundu.

Bu akvaryumun benim hayatımda özel bir yeri olduğu kesin. Üniversite yıllarımda, daha hayata karşı bir sorumluluğumun olmadığı yıllarda, üstelikte İstanbul’da yaşarken kurup büyüttüğüm bir akvaryumdu. Bu akvaryumu hatırladıkça o yıllara gidiyorum ve o yılları özlüyorum. Sonuçta üniversite yıllarını kim özlemez ki?

[nrelate-related]

Tankımı İSAK forumlarından tanıdığım çok değerli bir akvaristten –Müjdat Ertun’ dan- almıştım. Bir arkadaşımla beraber akvaryumu ve masasını zorla arabalara sığdırarak eve taşıdığım günü hiç unutmuyorum. Aslında eski hayatında tuzlusu tankı olduğu için tatlısuya –daha doğrusu benim yapmayı planladığım Amazon akvaryumuna- çok uygun bir tank değildi. Altsistemli olduğu için arka camı üst noktalarından delinmişti ve çelik karkas üzeri ahşap kaplama olan masası tuzlusudan kötü etkilenmişti. Yine de tankı beğenmiştim ve iyice temizledim. Çelik karkasını zımparalayıp yeniden boyadım ve tankı kurmaya başladım.

 

Tanktan altsisteme iniş için 5 cm çapında bir delik açılmıştı. Su sızmaması için takviye olarak yapıştırılan camın etrafını temizleyip tekrar silikonladım.

Silikon iyice kuruduktan sonra gereken boruları yerlerine sıktım.

Altsisteme gidiş ve geri dönüş borularını bir tesisatçıdan ayarladım ve uygun boylara kestim. Geri dönüş borusunun içine, sesi azaltmak ve biyolojik filtrasyona yardımcı olmak amacıyla biobal koymayı planladım. Borudaki genişleme daha fazla biobal koyabilmek için. (Bugün olsa biobal kullanmazdım).

Boruları yerine takılınca tank şuna benzedi:

Tankta kullandığım altsistem buydu. Aslında fotoğrafta görülen altsistemin ilk hali. Daha sonra su seviyesi yükseltmek için bir iki ufak değişiklik yaptım.

Artık akvaryumun kurulumuna hazırdım. Haziran Ayı’nda eksik olan bir iki malzemeyi de tamamlayıp kuruluma geçtim. Taban malzemesi olarak lavalit ve dere kumu karışımı kullandım. Lavalit daha önce de barıyla kullandığım bir ürün olduğu için tercih ettim. Yaklaşık 7 cm kalınlığında taban malzemesi bana yeterli oldu. Isıtıcı olarak, emektar Jager’im göreve hazırdı (ki kendisi hala göreve hazırdır). Bitkili akvaryumlarda kütük kullanmayı sevdiğim için bulabildiğim bir kütüğü de tasarıma dahil ettim. Bu tankı, İSAK’ ın yarışmasına yetiştirmeye çalıştığım için ilk amacım bitkilerimi yeterli büyüklüğe ve güzelliğe eriştirmekti. Seçebileceğim yollardan biri olan, CO2 takviyeli, mikro ve makro besin ilave edilen yüksek destekli bir tank hedefledim. Akvaryumun sağ tarafında görülen çirkin CO2 reaktörüm gayet güzel iş gördü. Fark edilebileceği gibi şu aşamalarda görsel tasarıma fazla kafa takmıyorum…

Tankın bulabildiğim ilk fotoğraflarından biri. Görüldüğü gibi yeni bitkiler ilave ediyorum akvaryuma. Diğer bitkiler de cılız ve sayı olarak çok azlar. Dikkat çeken bir diğer husus da, tabanda oluşumu gözlenen mavi-yeşil alg tabakası. Aslında, çok daha fazlaydı ve ciddi bir mücadeleden sonra bu sonuca gelmiştim. Gübreleme ve diğer katkılarla kısa sürede mavi-yeşil sorununu hallettim. Akvaryumun sağ tarafında görülen Echinodorus henüz 15 cm uzunluğunda yapraklara sahip. Yüksek destekten en çok o faydalanacak. İleride ona tekrar değineceğiz.

Yeni bitki ilave etmeye devam ediyorum, bir yandan da yüksek desteğin etkisi akvaryumda görülmeye başladı. Tabanda  glossolar yeni dikilmiş durumda. Diğer arkaplan bitkilerinin de tasarımdan uzak vaziyette büyümelerini bekliyorum.

Echinodorus hala yanındaki kütükten kısa. İlk çıkan yaprakları kırmızı-kahverengi çıkıyor, daha sonra yeşilleşiyor. Bu bitkinin yanına ne koyduysam başarılı olmadım. Aklıma hemen Walstad’ın alleopathy teorisi geldi ama elimde bu gözlemden başka bir şey de yok. Bitkinin civarında görülen saz ve java fern bir süre sonra yok oldu.

Tank gelişimine devam ediyor. Bitkiler artık yerlerine alışıp büyüme evresindeler. Tabandaki XXX’ler yayılmaya başladı. Sol taraftaki cryptolar ağır ama sağlam adımlarla ilerliyor. Gül bitkisi içinse aynı şeyi söylemek mümkün değil. Bol besinden mümkün olduğunca faydalanmak için gövdesinin her yerinden kök ve yeni dallar çıkarmakla meşgul kendileri.

 

 

Temmuz Ayı biterken akvaryumun durumu da buydu. Yarışmaya oldukça az zaman kaldı. Serbest büyüme safhası devam ediyor. Sağ taraftaki java fern hala idare ediyor ama pek büyüdüğünü söyleyemeyeceğim. GülXX’ ün üst yaprakları ışığa yaklaştıkça yaprakları kırmızılaştı. Üst yapraklar çok sağlıklı ve kırmızılaşmışken; ışık almayan alt yapraklar çok cılızlaşıyor.

 

 

Gül çok güzel bir bitki olmasına rağmen gösteri tanklarında kullanımına dikkat edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Büyüme şeklinden dolayı akvaryuma karmaşa katan bir bitki. Bitkinin ışık almayan alt bölgesindeki yapraklar zamanla zayıflayıp dökülüyor ve görüntü çirkinleşiyor. Kullanılacaksa mutlaka arka planda kullanılmalı ve önünü kapatacak bitkiler kullanılmalı.

Tanka bir süre önce eklediğim karideslerden biri. Cam karidesleriyle ilgili değişik bir deneyimim oldu. Karidesleri akvaryuma eklerken balıklar tarafından yem olabilirler diye tedirgindim. Aslında bir iki tanesini de yenmiş olarak buldum ama öldükten sonra yendiklerini düşünüyorum. Nitekim uyum sağladıktan sonra 3 tanesi rahatlıkla ortalığa çıkıp hayatlarını devam ettirdiler. Bir iki hafta sonra fotoğrafta görülen bu karidesin yakınlarında çırpınan bir neon tetra fark ettim. Önce ne olduğunu anlayamadım ama yaklaşınca karidesin kıskaçlarıyla neon tetrayı yakaladığını gördüm. Göz açıp kapayıncaya kadar neonu iyice kavradı ve kuytu bir köşeye götürdü. Ertesi gün neonun iskeletini buldum. Aynı karides birkaç gün sonra da bir elma salyangozuna yakın ilgi gösterdi ama salyangoz karidesi savuşturdu. Kısacası siz görmezken karidesiniz akvaryumda avlanıyor olabilir.

Akvaryum son halini almaya başladı. Bazı bitkilerin yerini değiştirdim bazılarını budadım. Güller iyice su yüzeyine yayılmaya başladı. Ne yazık ki baştan beri uyguladığım serbest büyüme safhası, kendi kendine bir tasarım haline geldi. Bitkileri istediğim büyüklüğe getireyim derken tasarım geri planda kaldı ve bir noktadan sonra değiştirmek için geç kaldım. Artık bu noktadan sonra amacım mevcut –olmayan- tasarımla yarışmaya katılmaktı.

İşte tankın son hali. Genel olarak bir karmaşa hakim ama iki buçuk ay önce tüm tabanı mavi-yeşil yosunla kaplı olan bu tankı bu kadar sürede bu notaya getirmek yine de başarıydı benim için. Bitkiler bu süre içinde önce ağır bir eritromisin tedavisi gördüler daha sonra da metabolizmaları yüksek tempoda çalıştı. Sonuç olarak tank yarışmada başarılı olamadı ama benim için güzel bir tecrübe oldu.

Akvaryumdan bazı fotoğraflar:

 

Hissiyatınızı paylaşın:

%d blogcu bunu beğendi: