Yaşamım ve hobilerim

Gülevi

Bu yazı tarafından 6 Tem 2012 tarihinde Mekanlar, Yaşam bölümünde yayınlandı. 9 yorum aldı ve 481 defa okundu.

Son 20 yılda etrafınızda nelerin değiştiğini farkettiniz mi? Örneğin şimdi oturduğunuz semt 20 sene önce var mıydı, ya da o zamanlar gittiğiniz ormanlar ve piknik yerleri şimdi duruyor mu? Son 20 senede Dünya’ da çok şey değişti. Hükümetler için istihdam yaratmanın kısa yolu tüketimi desteklemek oldu. Nasıl olsa özel sektör hemen o tüketimi karşılamak için üretmeye başlardı. Bu şekilde bireyler tüketmeye programlandı, bizler tükettikçe de dünya tükendi. İşte bu tükenmeye karşı durmaya çalışan ender yerlerden birine düştü yolum.

[nrelate-related]

Safranbolu’ ya, bundan yaklaşık 20 sene önce, ta çocukluğumda ilk defa gelmiştim ve daha o zamanlardan etkilenmiştim. Apartmandan başka ev bilmeyen 10 yaş civarında bir çocuktum. O zamanki algımla, buranın ahşap ve beyaz renkli evleri daha o zamandan herşeyin basmakalıp olmak zorunda olmadığını, tasarım ve mimari diye bir kavramın olduğunu öğretmişti. {Ders 1: Mimari önemlidir.} Binaların hep aynı şekilde, birbirine benzeyen kütleler olduğunu sanan bir çocuk için iyi bir gelişmeydi doğrusu. Sonradan İnşaat Mühendisi olmamda Safranbolu evlerinin bir etkisi oldu mu bilmiyorum ama buranın sevgisi hiç azalmadı. Aslında her geldiğimde burayı aynı bulmak o sevgiyi sürekli arttırdı. Dünya üzerinde tükenmeden kalan yerlerin olduğunu da bilmek güzel bir şey.

 

Safranbolu’ nun sorunu belki tükenmek değil ama eskimek burada önemli bir sorun. Asırlık konakların yenilenmesi ise genellikle turizm odaklı oluyor. Yani bu eskinin konakları otellere dönüştürülüyor. Buraya kadar herşey güzel fakat yenileme işi sırasında ortaya çıkan eser tasarımcıya bağlı. {Ders 2: Mimar (tasarımcı) daha da önemlidir.}

 

Yıllarca, şehirden taşraya gidip köy hayatını görmek isteyen kişilerin, geyik boynuzları, tırpan, balta gibi köy hayatının nesneleriyle yetindiği sanıldı. Betonarme üzerine ahşap kaplamalı bir köy yapısının sağına soluna odunlar, tırmıklar konulursa, bir iki de sedir ve köy halısı eklenirse ortam yeterince otantik oluyor belki ama bu tarihi yapıyı korumak ve geleceğe taşımak olmuyor.

Bütün bunları neden yazıyorum? Otantik köy evi ile tarihi yapı arasındaki farkı kendi kendime mi keşfettim? Hayır! Aradaki farkı ancak Safranbolu’ daki Gül Evi’ ni görünce anladım. Mimar İbrahim Canbulat ve eşi Gül Canbulat, 200 yıllık konakların yenilenmesinde öyle güzel bir iş çıkarmışlar ki, bu işin aslında nasıl yapılması gerektiğini ortaya koymuşlar.

Proje, birbirine yakın ve bağlantılı olan 3 yapının sırayla restore edilmesi ve bir kültür – turizm merkezine dönüştürülmesini içeriyor. Buraya 3-4 yıl kadar önce ilk geldiğimde sadece Hacımemişler Konağı tamamlanmıştı ve diğer iki konakta çalışmalar sürüyordu. Şimdiki gelişimde ise Betenler Konağı’ nın da tamamlanmış olduğunu gördüm. Proje tamamlandığında 1600 metrekare kapalı alan ve çevresindeki 1200 metrekarelik açık alan ile çok özel bir merkez olacak. Umarım kısa sürede Gökçüler Konağı’ na da kavuşuruz.

 

Turizmin girdiği bir yerde yenileme işleri sıkıntılı oluyor. Maddiyat çoğu zaman idealizmin önüne geçiyor, bunun sonucunda da ya yapılan işte kolaya kaçılıyor ya da yapıya farklı bir kullanım kazandırılmaya çalışılıyor. Canbulat’ lar bu hataya düşmemiş. Hem yapılan işte hiç bir masraftan kaçılmamış hem de yapıya sonuna kadar saygı duyulmuş ve ortaya çıkardıkları ticari işletmenin gereksinimleri ikinci plana atılmış.

 

Mimar olarak İbrahim Bey’ in en önemli şansı sanırım, Hacımemişler Konağı’ nın ’90 lı yıllarda bir restorasyon görmesi olmuş. Gerçi kısa sürede bu restorasyonda, kendi yaptıklarında olduğu gibi, yapıya tam sadakat gösterilmemiş olduğunu keşfetmişler ama taşıyıcı elemanlarda ve çatıda ortalamanın üserinde iş çıkarıldığını görmüşler. Önceki restorasyonda yapılan fazladan işleri kaldırmak ise yine İbrahim Bey’ e düşmüş.

 

Turistlerin en çok ilgilendiği konulardan biri odasında tuvalet ve banyo olup olmadığıdır. Önceki restorasyonda, ticari kaygılar ile biri orta sofa olan 2 mekân yatak odasına dönüştürülmüş ve toplamda ulaşılan 7 yatak odasının tamamına banyo ve tuvalet yerleştirilmiş. Ancak, tek bir ailenin yaşadığı mekan olarak tasarlanan konaklarda elbette her odada tuvalet bulunmaz. Bu eski yapılar sonradan tuvalet eklemeye de müsait olmazlar. Canbulat’ lar bu baskıya boyun eğmemiş ve sonradan yapılan eklemeleri ortadan kaldırmışlar. Turizmin baskısına boyun eğmeyiş bu kadarla da yetmiyor. Odalarda televizyon ve mini bar gibi fazlalıklar da yok. Buna karşın, gül esansı, tarih kokusu, sanat ve zevkli dokunuşlar fazlasıyla mevcut.

 

Gülevi’ nde odalara kadın isimleri verilmiş, ve nasıl her kadın birbirinden farklı olursa burada da her bir oda diğerinden farklı. Sanıyorum bazıları huysuzdur, kimisi nazlı olabilir, ama hepsinin alımlı olduğu kesin. Bu yaşlı hanımların her gününün aynı olacağını da sanmıyorum, belki Hacımemişler’ de kuzey cephede bulunan -sanırım- Saide Hanım’ ın kışın romatizmaları azıyor olabilir. Sokağa bakan Kerime ve Ayşegül Hanım’ lar ise yaz aylarında daha hareketli ve kıpır kıpır olacaklardır. Betenler Konağı’ ndaki Saniye ve Raziye Hanım’ ın ortabahçeye bakması kimisi için tercih sebebidir kimisi ise istemeyebilir. Bu anlamda Gülevi’ nde her hanımefendi size biraz daha farklı bir anı bırakacak. Hepsi birbirinin tıpatıp aynısı olan ruhsuz otel odalarından sonra bu asırlık hanımefendilerin huylarını keşfetmek çok daha eğlenceli değil mi?

Hanımefendileri keşfetmeye Betenler Konağı’ ndaki Raziye Hanım’ dan başlayalım istedik. Oda’ ya girdiğiniz anda bir film setindeymiş gibi eskiye gidiyorsunuz. Şömineler, üzerlerindeki süsler, canlı çiçek buketleri… Her detay bir diğerini tamamlıyor ve daha önce bahsettiğim yapay otantikliğin burada (ve Gülevi’ nin kalanında) izi yok. Ahşap döşeme her adımınızda inliyor, gıcırdıyor ve hayatta olduğunu size hatırlatıyor. Duvardaki ahşapların ne işi var diye düşünmeyin. Üstlerindeki mandalları kenara kaydırınca duvara gömülmüş bir dolabın kapakları olduğunu anlıyorsunuz. Raziye Hanım’ ın sunduğu bir özellik de dahili olarak banyo ve tuvalet içeriyor olması. Bu banyo oldukça geniş ve kullanışlı ama hanımefendinin güzelliğini koruyabilmesi konuklarına bağlı. Suyu mümkün olduğunca tedbirli ve tasarruflu kullanmak gerekiyor.

 

Gülevi, konuklarına sadece yatacak yer imkanı sunmakla yetinen bir tesis değil. Betenler Konağı’ nda son derece keyifli ve pembe bir okuma odası var. Kitaplar, kullanılan ve yaşayan bir kütüphanede nasıl durursa öyle duruyor: Üst üste, alt alta ve bulabildikleri yerlere yayılmış olarak. Kitaplar arasında vakit geçirmek her zaman sevdiğim bir şeydir, burada ise  bu keyif zirve yapıyor.

Bahsetmeden geçemeyeceğim bir konu da müzikler. {Ders 3: Öyle iki üç detayla büyü yaratamazsınız.} Ortamın büyüsü müziksiz yarım kalırdı elbette. Orta bahçede gözden ırak duran bir hoparlör, ev sahiplerimizin seçtiği zevkli müzikleri misafirlere ulaştırıyor. Varla yok arasında, dikkat ettiğiniz de orada, başka güzelliklere daldığınızda sizi uyandırmayacak seviyede. Daldığınız hayalden kendi kendinize uyandığınızda bir de bakıyorsunuz başka notalar hazırlıyor sizi yeni hayallere. Ama ne müzikler… İnternet sitesinde hi-fi konularına da değinen biri olarak söylemem gerekir ki, kullanılan hoparlör oldukça iyi iş çıkarıyor.

Gülevi’ nden ve Safranbolu’ dan çıkarken sanki bir otelden ayrılıyormuş gibi değil de, bir rüyadan uyanıyormuş gibi geldi. Kısa bir süre içinde tekrar yirmibirinci yüzyıla döndük ve yaşantımıza kaldığımız yerden devam ettik. Ama orada yaşadığımız anılar hep yanımızda olacak.

9 Comments

Join the conversation and post a comment.

  1. İbrahim Canbulat

    Nazik teveccühünüz ve yüreklendirmeniz için teşekkür ederim.

  2. Mizot

    Yaziniz bir harika, safranbolu’ ya gitmek istefim.. Ha fotograflar ise olaganustu:)

  3. NURCE

    çok güzel bir yer..:) Kapadokya, Urfa , Mardin..dede ilgini çekecek yapılar olduğunu düşünüyorum…..

  4. cahit

    Yazınız oldukça ilgimi çekti. Anlatım kurgusu çok başarılı.

  5. Arif

    Eski Konakların kültür evleri olarak turizme kazandırılması ; hem geleneğin geleceğe aktarılması açısından hem de ” kültürel mimari” nin yaşatılması açısundan çok önemli..Bunu da yazınıza çok güzel anlatmışsınız..Kaleminize sağlık..

  6. Şenol kuşcu

    Değerli Hemşerim Sayın Y.Mimar İbrahim Canbulat ve değerli eşlerini başarılı çalışmaları ve Safranbolu’muza olan değerli hizmetleri için tebriklerimi ve içten iyi dileklerimi iletirim.
    Prof. Dr. Şenol KUŞCU,

Hissiyatınızı paylaşın:

%d blogcu bunu beğendi: