Yaşamım ve hobilerim

Potsdam

Bu yazı tarafından 13 Ağu 2012 tarihinde Geziler, Yaşam bölümünde yayınlandı. 0 yorum aldı ve 702 defa okundu.

Berlin’ in 30 km güneybatısında sıradan bir kasaba görüntüsünde bir yer Potsdam. Öte yandan ilk bakışta gördüğünüzden fazlasın barındıran bir yer. Potsdam’ ın kökenleri Slavlara dayanıyormuş ve tarihinin 10. yüzyıla kadar gittiği bulunmuş. Bu durumda Berlin’ den daha eski bir yerleşimden bahsediyoruz.

[nrelate-related]

Yüzyıllar boyunca sakin bir kasaba olmanın ötesine geçememiş olan Potsdam’ ın kaderini Hohenzollern ailesi değiştirmiş. Belki bilmiyorsunuzdur, Hohenzollern’ ler Prusya İmparatorluğu yönetmekteydi. 18. yüzyılın ortalarında Frederick, Potsdam’ da tasadan uzak yaşayabileceği yazlık saraylar inşa ettirmeye karar vermiş. Zaten parkın adı da Fransızcada “tasadan uzak, tasasız” anlamında “sans souci” kelimelerinden oluşmuş. 3 yılda tamamlanan yapılardan sonra kasabanın önemi bir anda yükselmiş.

 

Potsdam, banliyö trenleriyle Berlin’ den yarım saatlik mesafede. Sabah erken saatlerinde yola çıkacağınızı varsayarak bir uyarı yapayım, Potsdam rotasında üniversite kampüsleri yer aldığından banliyöler oldukça kalabalık oluyor. Öyle ki ineceğim durağı tam göremediğimden bir durak erken indim ve hatamı anlayana kadar tren de gitmişti. Yarım saat durakta oyalanmak ve bir sonraki treni beklemek zorunda kaldım.

 

Bir sonraki tren gelince Potsdam yolculuğumu tamamladım ve güne rötarlı başlamanın vermiş olduğu duyguyla hızlıca Park Sanssouci’ ye doğru ilerledim. Yürüyüş rotamı parkın en batısındaki Neues Palais’ ten başlatmaya ve doğuya doğru yürüyerek şehir merkezinde sonlandırmaya karar verdim. Böylece Geschwister Scholl Strasse’ den batıya doğru ilerledim. Bu arada şunu da belirteyim, Park Sanssouci büyük bir koru görünütsünde ve küçük patikalar kaybolmak için birebir. İnsan yoğunluğu da az olduğundan kaybolduğunuzda yön soracak birilerini bulamayabilirsiniz.

Neues Palais, bölgenin son yapılarından biri olduğu için “Yeni Saray” anlamında bir isim verilmiş. Frederick the Great döneminde, 1763 ile 1769 yılları arasında, Yedi Yıl Savaşları’ nda Prusya’ nın ve Kralı’ nın gücünü kanıtlaması şerefine yapılmış. Saray’ ın merkezinde bir kubbe ve tepesinde bir taç bulunur. Rococo tarzındaki yapıda şaşalı süslemeler; gösterişli ve hatta abartılı tasarımlar bulunuyor. İçeriyi gezemedim ama içeride bir tiyatro bile bulunuyormuş. Frederick hastalık derecesinde Fransa özentisiymiş. Saraylarında Fransızca konuşulurmuş ve Almanların sanat yapamayacağına dair derin bir inanacı varmış. O yüzden bu tiyatroda da Fransız ve İtalyan operaları seslendirilirmiş. Bu sarayın içi eşyayla o kadar doluymuş ki, son ev sahibi 2. Kaiser Wilhelm 1918’ de kaçarken buradan 60 tren vagonu dolusu eşya kaçırdığı söyleniyor.

 

Neues Palais’ ten sonra Haupt Allee üzerinden doğuya yürümeye başladım. Yol üzerinde Antikentempel adlı, Frederick’ in sanat koleksiyonunu barındırması için yapılmış bir yapı bulunuyor. Şimdilerde Hohenzollern ailesinin bazı bireylerinin ebedi dinlenme yeri olarak kullanılıyor.

Kuzeydoğu tarafımda Orangerie bulunduğundan Haupt Allee’ den ayrılıp ormanlığın içinden o tarafa doğru yürümeye başladım. Mevsim kıştı ve hava kapalıydı. Yerde ağaçlardan dökülen yaprakların olduğu güzel bir yürüme yoluydu. Ama kaybolma korkusuyla yönümü değiştirmekten kaçındım. Rönensans tarzı bir yapı olan Orangerie, uzaklardan bile dikkatinizi çekecektir. Bahçesindeki süslemelerin detayı göz kamaştırıcıdır. Yapılma amacı, kış aylarında tropikal bitkilerin korunmasıydı. Ne yazık ki içini göremedim ve yoluma devam etmek zorunda kaldım.

Artık görmem gereken asıl yapı olan Schloss Sanssouci’ ye gidebilirdim. Parkın şimdiye kadar ki kısmı yapan kişi için tamamlayıcı nitelikte. Asıl parça ise hiç kuşkusuz Schloss’ dur. Bu yapıya gelirken benim gibi Maulbeer Allee tarafından değil de Haupt Allee’ den gelmenizde fayda var. Bu yol yapının haşmetini size daha iyi gösterecek. Böylece parktaki havuzların en büyüğü olan Grosse Fontane’ yi önce göreceksiniz. Daha önünüzdeki merdivenleri çıkmadan bile haşmetli olan yapı Schloss’ tur. Yukarı çıktığınızda daha fazlasını görebileceğinize emin olun.

 

Oraya vardığınızda bence ilk önce içeriyi gezmek için bilet alın. İçeriye elinizi kolunuzu sallayarak giremiyorsunuz. Her seferinde belirli sayıda kişiyi bir görevli nezaretinde içeri alıyorlar ve her oda tek tek geziliyor. Yani küçük grubunuz ilerledikçe görevli diğr odanın kapısını açıyor ve bir öncekini kapatıyor. İçeride geçirdiğiniz yarım saat, kırk beş dakika boyunca da yeni bir grup alınmıyor. Bu yüzden biletinizi önce almanızda fayda var çünkü 1 saat civarında beklemeniz gerekebilir. O kış gününde bile 45 dk. kadar beklemiştim ben, yaz aylarınd durum daha vahim olacaktır. O yüzden buraya yaz aylarında gelecekseniz belki de en iyisi Potsdam’ a gelir gelmez Schloss’ a gelip bilet almak, ve bekleme zamanında parkı dolaşmak olabilir.

 

Frederick the Great’ in ne istediğini bilen bir adam olduğunu söylemek mümkün. Çünkü sarayı gezince görüyorsunuz ki, abartılı olmakla birlikte kullanımı kolay ve işlevsel bir yapı tasarlatmış. Kendisinin ne başkent Berlin’ i ne de karısını sevdiği söyleniyor, kendine asıl yaşama yeri olarak Potsdam’ ı seçmiş olduğu kesin. Rococo tarzının hakim olduğu sarayın görülmesi gerekir.

 

Potsdam’ a benim ve diğer binlerce turistin gitme sebebi kasaba değil; Park Sanssouci’ yi görmek. Ama bunu yaparken kasabaya da haksızlık yapmamak lazım. Asıl ilgi odağı kraliyet evleri olsa da kasabada da görülmesi gereken yerler var. Nikolaikirche bunlardan biridir. Neoklasik kilise tarzada inşa edilen kilise oldukça zariftir. Bunun dışında Rathaus ve kasabanın ara sokakları da ilgi çekicidir.

 

Olası bir Berlin gezisinde bir günü Potsdam’ a ayırmanın doğru bir karar olduğunu söyleyebilirim. Büyük bir metropolden sonra hem enfes bir saray hem de bir kasaba hayatına şahit olacaksınız.

Hissiyatınızı paylaşın:

%d blogcu bunu beğendi: