Yaşamım ve hobilerim

Santorini, Atina ve Apostol Üçgeni

Bu yazı tarafından 26 Eyl 2012 tarihinde Yaşam, Yazılar bölümünde yayınlandı. 2 yorum aldı ve 407 defa okundu.

Yurt dışı gezileri zaten yeni yerler görmek açısından heyecanlıdır, buna ilaveten genelde beni fazladan heyecanlandıran bir şeyler oluverir. Bu seferki sürprizle tam olarak anladım ki aylak aylak gezmek şans meleklerini harekete geçiriyor. bana kalsa elde haritayla noktadan noktaya yapılacak geziyi; dümeni eşime bırakmamla hoş bir keşifle tamamladık. Ama hikayeyi tam anlatabilmem için 5 gün geriye, Santorini’ ye dönmemiz gerekiyor.

 

[nrelate-related]

 

Oia’ da gezerken dikkatimizi özellikle çeken bir sanat galerisi oldu. Gitmiş olan biliyordur, irili ufaklı, özeli sıradanıyla pek çok galeri olan bir yer. Pek çoğuna girip çıktıysak da bakınmaktan ileri gitmedik. O galeri ise bir balık heykeliyle yakalamıştı beni. Heykel, cam ve metalden oluşan ve sıradan bir balığın değil; bir kılıç balığının heykeliydi. Aklıma o müthiş şiirin dizeleri geldi: “Bu bir kılıç balığının öyküsü, yazılmasa da olurdu…” Şiirin tamamını buradan okuyabilirsiniz. İlkokul çağlarında öğrendiğim bu şiir sayesinde küçüklüğümden beri denizin derinliklerinin özgürlüğünü ve gizemini önce kılıçbalıklarıyla sonra da orkinoslarla özdeşleştirdim. Öyle ya, “dalyanları birbirine katmak orkinosların harcı”

İşte bu heykel bana bunları hatırlatırken hayran hayran inceledim ve dev boyutundan dolayı fiyatını bile sormadan içimde bir ukde kalarak mekandan ayrıldık. Araya bir uçak yolculuğu, Atina’ da yürüyerek geçen 4 güzel gün girdi ve biz bir kere daha eşimin rehberliğinde dolaşıyorduk ki bir mucize oldu ve benzer balık heykelini bir kere daha –bu kez Atina’da- gördük. Üstelik kader benimle dalga geçercesine bu kez de bir orkinos heykeli (ya da onu anımsatabilecek başka bir balık) çıkarmıştı karşıma. Öncekine de buna da bakarken gözüm imza aramamıştı ama tarzları imza gerektirmeyecek kadar aynıydı. Son onaylamayı ise dikkatli eşim yaptı: “Apostol!”

 

Birdenbire daha fazlasını keşfetmek için kendimizi dükkanda bulduk. Bizi olağanüstü derecede nazik ve güleryüzlü bir hanımefendi, Daniela, karşıladı. Ayağımızda sandaletler ve boynumuzda fotoğraf makinası ile turist olduğumuz o kadar belliydi ki, turistlerin ciddi sanat işlerinden çok hediyelik peşinde olmasından dolayı bize ilgi göstermesi bile beklenemezdi. Yine de ilgilendiğimizi hissettiği eserlerle ilgili epey bilgi verdi ve hem gönlümüzü kazandı hem de bizi rahat ettirdi. Sonuçta masasının üzerinde şu an evimizde bulunan heykelle birlikte birkaç daha küçük eser kaldı.

 

Bir sanat uzmanı olduğum söylenemez ama Apostol’ un deniz ve doğayı yorumlamak için metal ve camla belirli bir çalışma şekli olduğunu söyleyebilirim. Suyu sembolize etmek için camı; ateşi sembolize etmek için ise bronzu kullanmış. Ama su onu daha çok etkilemiş belli. Küçük cam parçalarını biraraya getirerek sağlam fakat narin heykeller yaratmış; tıpkı küçük su damlalarının biraraya gelerek okyanusları oluşturması gibi.

Apostol’ un diğer bir koleksiyonu da müzik konulu. İtiraf etmeliyim ki, benim için tüm işleri arasında en muhteşemi, yukarıda görülen “ Concert for Cello” adlı (Çello Konçertosu) eserdir. Bronz ahşabı sembolize etmiş; cam ise entrümanın narinliğini vurgulamış. Eserin toteminde Shostakovich’ in Çello Sonatı’nın nota kağıtları kullanılmış. Gerçek bir eser bu. Ha bu arada, “gerçek” eser deyince, “Great Fires of Fire” adlı eseri görseniz iyi olur. Gerçek bir piyanoyu Apostol ikiye bölmüş ve bazı bölümlerine bronz kaplamalar uygulamış. Ateşler mi? Normal bir göz bu eserin esinlendiği Jerry Lee Lewis’ in piyano çaldığını görür ama ancak Apostol gibi bir sanatçı, çalarken onun aslında piyanoyu yaktığını anlar. Bir sanatçıyı usta yapan kullandığı estetik değildir, arkasındaki anlam ve amaç daha önemlidir.

Çalışmalarını incelerken farkettim ki Apostol’ un anlatım gücü, helkelin fiziksel boyutları büyüdükçe artmış. Hayal gücünü fiziksel boyutlardan kurtarıp serbest bırakınca kendini daha rahat ifade ettiğini düşünüyorum. Aynı orkinosun küçük boy çalışmalarını görmek bu fikrimi desteklemiş oldu. Bunlar, benzer etki bırakmayan, sanki zoraki yapılmış eserlermiş gibi geldi bana. O yüzden satın alma aşamasına geldiğimde ya o orta boy orkinos ya da başka bir sanatçının bir çalışmasını almaktan yanaydım.

 

O sırada ikinci bir mucize oldu ve Bay Apostol Nikolakopoulos kapıdan içeri girdi. Tanıştık ve sohbet ettik. Sizce bütün bunlar tesadüf müydü yoksa daha önce değindiğim şans meleklerinin bir oyunu muydu? Sakince karar vermek için Apostol’ dan ve Daniela’ dan izin istedik ve kısa bir konuşmadan sonra Angler’s Pride adlı eseri satın almaya karar verdik. Umarım orkinos bize hep şans getirir ve bu anıyı hep mutlulukla anarız.

 

Teşekkürler Apostol ve teşekkürler Daniela…

2 Comments

Join the conversation and post a comment.

  1. ayten yavuz

    işin ucunu mu ipin ucunu mu bilmem ama bırakman iyi olmuş..herşey planlıysa macera olmaz ki…ikinizi de öpüyorum.heykeli de görürüz elbet…

Hissiyatınızı paylaşın:

%d blogcu bunu beğendi: