Yaşamım ve hobilerim

Elektriksel İletkenlik

Bu yazı tarafından 21 Tem 2012 tarihinde Akvaryum, Tatlı Su, Tuzlu Su bölümünde yayınlandı. 0 yorum aldı ve 1.592 defa okundu.

Akvaryum, su içerisinde canlı yetiştirme hobisi olsa da, saf su ya da fazla tuzlu su, pek çok zehirli madde kadar tehlikelidir balıklarımız için. Bu yüzden su içinde çözünmüş olan tuzların miktarı son derece önemlidir bizim için. Pek çok akvarist için gözden kaçan konulardan biridir ama önem vermeye değecek kadar gereklidir. Suda çözünmüş tuz miktarını belirleyebilmek için elektriksel iletkenlik kavramını bilmemiz gerekir.

[nrelate-related]

Elektriksel iletkenlik (EC), bir maddenin elektrik iletebilme özelliğini tarif eder. Bu tanım sizi pek şaşırtmamıştır herhalde. Ölçüm yapabilmek için, aralarında 1cm olan iki adet metal elektrot içeren bir sensör kullanılır. İki elektrot arasında sabit voltaj üretilir ve bu voltaja bağlı olarak su içerisinden bir elektrik akımı iletilir. Bu akım, suda çözünmüş iyonlarla doğru orantılıdır. Ne kadar çok iyon çözünmüşse akım o denli iyi iletilir ve daha yüksek bir değer okunur. Saf su ya da ters ozmozdan geçirilmiş su çok az çözünmüş iyon içerdiğinden, elektriksel iletkenliği sıfıra yakındır.

 

1970’lerin sonlarına kadar, elektriksel iletkenliğin ölçüm birimi olarak micromhos/cm (µmhos/cm) kullanılmaktaydı, daha sonraları ise bu birim microSiemens/cm (1µS/cm = 1µmho/cm) olarak değiştirildi. Elektrik akımı, sıcaklık arttıkça yükseleceğinden, okunan değerler 25°C deki değerlere çevrilirler. Yani, su sıcaklığınız 25°C değerinden farklıysa ölçülen elektriksel iletkenlik değeri, suyun o anda sahip olduğu gerçek değer değildir o yüzden özgül elektriksel iletkenlik olarak ta adlandırılabilir.

 

Peki, iki ayda bir yazı yazma fırsatı bulabilen bir yazar, GH, KH veya pH gibi daha çok kişinin ilgisini çeken konular yerine, neden pek çok akvaristin daha önce hiç duymadığı elektriksel iletkenlik konusunda yazmak isteyebilir? Bunun sebebi aslında çok basit. Çünkü elektriksel iletkenlik, suda çözünebilen her maddeyi içine alan bir kavramdır, kalsiyum ve magnezyum iyonlarıyla ilgilenen GH, karbonat iyonlarıyla ilgilenen KH, ve H+ ve OH iyonlarıyla ilgilenen pH’da bu tanıma dahildir.

 

Görüldüğü üzere, elektriksel iletkenlik ile çözünmüş toplam katı (TDS) arasında çok yakın bir ilişki vardır. Zaten akvaristin asıl ilgilendiği, suyun elektriği ne kadar ilettiği değil, su içerisinde ne kadar katı çözündüğüdür. Suya katılan her kimyasal madde, ilaç ve yem suyun TDS değerini yükseltir. TDS değeri de balıkların doğal davranışlarıyla doğrudan ilgili olduğundan, elektriksel iletkenlik ile akvarist arasındaki bağ kurulmuş oluyor.

 

Belki akvaryumun elektriksel iletkenlik değeri pek çok akvaristi ilgilendirmiyor fakat bu değer, balıklarımızı çok yakından ilgilendiriyor. Bir ortamdan diğerine taşınan balıklarda oluşan stresin en büyük nedeni TDS değerlerinin farklı olmasından kaynaklanır. Çünkü TDS değeri arttıkça, balığın hissettiği ozmotik hücre basıncı artacaktır. Bu yüzden balık davranışlarında garipliklar gözlemlenebilir.

 

Bunun yanında, TDS değerleri, üreyen balıkların davranışlarını da doğrudan etkiler. Çoğu zaman pH, sıcaklık gibi koşullar doğal koşullara çok yakın olduğu halde balıklarımızın neden bir türlü üreyemediğini merak ederiz. Cevap çoğunlukla TDS değerleridir. Yüksek TDS değerlerinde Apistogramma yumurtalarının açılmadığı gözlemlenmiştir. Ayrıca ebeveynlerin yumurtaları yemeleri de TDS değerleriyle bağlantılı olduğu düşünülür. Ebeveynler yumurtaların gelişmediğini gözlemlediklerinde yumurtalarını yerler. İnternetteki bazı kaynaklarda, sürekli yumurta yiyen ebeveynlerin, TDS değerlerinin düşürülmesiyle başarılı şekilde yavru büyüttükleri belirtilmiştir.

 

Başka bir örnek ise, Botia macracanthus olarak verilebilir. Bir üretici tarafından uzun süre üretilmeye çalışıp üretilemeyince, ihmal edilen bir akvaryumda üretilmiştir ilk defa. Bu akvaryum içinde normal yemleme düzeni, su değişiklikleri ve temizlik düzeni aksadıktan sonra, olan olaylar şunlardır: Fosfat ve nitrat değerlerinden dolayı TDS değerleri hızla yükselmiştir. Buna ilave olarak, buharlaşmış suyun tamamlanmamış olması da çözünmüş iyonların su içindeki oranını arttırmıştır ve TDS’yi yükselten başka bir etki olmuştur. Bu süreçten sonra eklenen su, TDS değerlerinin aniden düşmesine sebep olmuştur, tıpku yağmur sezonun gelmesiyle suyun yumuşaması gibi. Bu sürecin tümü kuru sezon ile yağmur sezonu arasındaki geçişi temsil ederek balıkların üremesini sağlamıştır.

 

Suyun çift kutuplu bir molekül olması bir akvaristin pek de ihtiyacı olacağı türden bir bilgi olmayabilir ama bu bilgiden yola çıkınca, bize çok gereken başka bilgilere ulaşmak mümkün olmaktadır. Akvaryum hobisinin keyifli yanı da budur. Hangi bilim dalına ya da mühendislik konusuna el atarsanız atın mutlaka akvaryum hobisinde sizi daha derine götürebilecek bir bilgi kırıntısı bulabilirsiniz.  Zaten olaylara bilimsel yaklaşmak bu değil midir? Her bilgi kırıntısına, ileride işe yarayacak bir anahtar gözüyle bakmak.

Hissiyatınızı paylaşın:

%d blogcu bunu beğendi: