Yaşamım ve hobilerim

Camp Nou

Bu yazı tarafından 7 Haz 2012 tarihinde Featured, Mekanlar, Yaşam bölümünde yayınlandı. 2 yorum aldı ve 602 defa okundu.

Dünya’ daki tüm insanlara “Barselona nedir?” diye sorsanız, herhalde büyük çoğunluğunun cevabı “Futbol takımı” olurdu. Bu takım şehriyle ve temsil ettikleriyle o kadar özdeşleşmiştir ki, belki de Barselona’ da yaşayanlar bile bu cevabı verirler. “More than just a club” yani “Bir Kulüpten fazlası” sloganı yerli yerine oturuyor. Bu Kulübün, Barselona ve Katalan halkı için anlamı gerçekten de bir Kulüpten fazladır…

[nrelate-related]

Bir futbol ülkesi olan İspanya’ da futbol, dönem dönem siyaset anlamına da gelmektedir. Özellikle Franco döneminde Real Madrid – Barselona rekabeti sadece sportif bir rekabet değildi. Merkezi siyaseti ve Franco’ yu temsil eden Real Madrid’ in karşısında, yerel değerlerini korumaya çalışan, muhalif halkın temsilcisi konumundaki Barselona. O dönemde sportif açıdan Real’ in ezici üstünlüğü olsa da artık işler tersine dönmüş durumda.

 

Katalan halkına hitap eden Atletic Bilboa ve Barselona şehrinin diğer takımı olan Espanyol gibi futbol takımları var. Üstelik Atletic Bilboa bünyesinde sadece Katalan futbolcuları bulundurmak gibi radikal bir yaklaşımı var. Yine de Barselona’ nın yeri diğerlerinden çok farklı, bunun nedeni de sanırım sportif başarılardan geliyor. Başarı, özellikle spor takımlarında, kitleleri bir araya getiriyor.

 

Camp Nou 1957 yılında inşa edilmiş. O zamanlar için zaten büyük bir stadyum iken, 1982 yılında daha da genişletilerek bugünkü kapasitesi olan 98000 kişiye ulaştırılmış. Şehrin metro sistemiyle bağlantıları olduğundan ulaşım çok kolay ve insanları maça gitmesi için destekliyor. Gördüğüm kadarıyla otopark sorunu da yok.

 

Üniversite yıllarında çok sık olmasa da futbol maçlarına giderdim. Ama stadlarımızda gördüğümüz fanatizm beni futboldan uzaklaştırıp basketbola yakınlaştırdı. Yine de iyi maçları televizyondan takip etmeye çalışıyorum. Ailemle birlikte bir Barselona seyahati söz konusu olduğunda ilk aklıma gelen şey babamla birlikte bir Barselona maçına gitmek oldu. Aslına bakarsanız gezi tarihlerini belirlerken de Barselona’ nın evinde oynayacağı haftalara göre plan yaptım. Tarihlere karar verip maç bileti aradığımda biraz şaşkınlığa düştüm. Maç gününe 2,5 ay olmasına rağmen yanyana iki bileti ancak stadyumun en yukarıdaki koltuklarında bulabildim. İşte futbol taraftarlığı böyle oluyor. Sezonluk bilet alarak takımının her maçında yanında olarak…

 

Maç günü geldiğinde İstanbul alışkanlığıyla maça 2 saat önce gittik ama stadın durumu İstanbul’ un herhangi bir stadındaki görüntüden çok uzaktı. Henüz pek gelen olmamış ki, kalabalık yoktu. Rahat rahat formalarımızı alıp vakit geçirdik. Bir an önce stadın içini görme düşüncemiz ağır bastığından içeri doğru yönlendik. Yurtdışında olmanın verdiği tedirginliğe, kalabalık ortama gidiyor olmanın eklediği gelince, maça gelmeden önce fazla paramızı, gereksiz kredi kartlarımızı bırakmış; polis kontrolü için pasaportumuzu yanımıza almıştık. Oysa, bir tiyatro salonuna girer gibi biletimizi gösterdik ve içeri girdik. Gayri ihtiyari olarak kollarımı kaldırıp olası bir aramaya hazırlık yapmış olsam da, çevremde polis filan göremeyince bozuntuya vermeden yoluma devam ettim. Medeniyet, kaldırımların yüksekliğiyle ölçülür derler ya, o da doğru ama stada girerken aranmaya gerek duymadan girmek de hayli önemli bir gösterge.

 

Stadın içine girdikten sonra yerinizi bulmak çok kolay. Kolay derken, yön bulma anlamında kolay. Benim gibi biletinizi üst taraftan aldıysaniz çıkacak bir hayli merdiven var demektir. İlk büyük şaşkınlığı stada girdiğinizde yaşayacaksınız. Boyutlar o kadar büyük ki, insan algılamakta zorlanıyor. Yerimizi bulduktan sonra hem biraz şaşırdık hem de hayak kırıklığına uğradık. Maçın başlamasına bir saat vardı ve 98000 kişilik stadyumda toplasanız 1000 kişi vardı. Bu maç, o sırada ligin sonunda bulunan Almeria ile oynanacaktı ve demek ki stadyum boş kalacak diye düşündüm.

Maçı beklerken etrafımdakileri incelemeye başladım. Biraz önümüzde 70 yaşlarında bir çift hazırladıkları sandviçleri yiyip biralarını içiyordu, 5 – 6 yaşındaki oğluyla gelmiş olan bir baba dikkatimi çekti. Genel anlamda da stadyumdaki kadın taraftar sayısı oldukça fazlaydı. Bu insan yapısının bir tiyatro, konser ya da müzedekinden bir farkı yoktur. Bizde ki gibi şiddete meyilli fanatiklerin olmadığı bir ortam…

Maçın başlamasına kadar geçen sürede ikinci şaşkınlığımı ise gelen seyirci sayısında yaşadım. Hani bir saat kala seyirci sayısı 1000 civarında demiştim. Bu sayı yarım saat kalana kadar 5000 civarına yükseldi. Hiç değilse biraz da olsa tezahürat duyarız demye başladım. Sonra şaşırtıcı bir şey oldu ve 15 dakika kalana kadar stadın yarıya yakını dolmuştu. Vay canına, işte şimdi gerçeğe yakın bir deneyim olacak bu dedim. Sonra seyirci sayılarına dikkat etmez oldum. Ta ki, takımlar başlama vuruşu için yerlerini alana kadar. O anda kelimenin tam anlamıyla şaşkınlıktan küçük dilimi yuttum. Stadyum tamamen tıka basa doluydu!

Ben bir Nou Camp anısının ancak bu kadarını anlatabilirim. Başlama düdüğü çalındıktan sonra sihir başlıyor ve maçın bitmesiyle de bitmiyor. O yaşadığınız anı hiç bir şekilde zihninizden çıkmıyor. Hele bir de Baba’yla gidilmişse. Bir babayla oğulun yapabileceği en güzel etkinliklerden biri futbol maçı izlemektir ve biz bunu Nou Camp’ da yaşadık, var mı ötesi?

 

2 Comments

Join the conversation and post a comment.

  1. Murat AYDAN

    “…Hele bir de babayla gidilmişse…” Gerçekten büyük şans ve güzel bir anı olmuş. O anları yaşayabilmiş olmana ne kadar sevindim anlatamam dostum. Benim de rahmetli babamla “baba-oğul” yapabildiğim yegâne şey maç seyretmekti. Genelde kahvehanelerde… O’ndan sonra onun da tadı kalmadı. Fark ettim ki, maç seyretmekten çok, maçı babamla seyretmeyi seviyormuşum. Dilerim bunun gibi ve hatta daha güzel nice anılarınız olur.

  2. Mahir

    Malum Barcelona bu her çaı ful oynuyor…bu yüzden ileriki tarihlerdeki maçlar için bileti nasıl alabiliyoruz ? Online alırsak girişte sıkıntı yaşıyor muyuz ?
    Teşekkürler

Hissiyatınızı paylaşın:

%d blogcu bunu beğendi: