Yaşamım ve hobilerim

Hamburg

Bu yazı tarafından 5 Tem 2012 tarihinde Geziler, Yaşam bölümünde yayınlandı. 0 yorum aldı ve 624 defa okundu.

Hamburg, Almanya’ nın en büyük ikinci şehri ve en önemli liman kentidir. Hamburg limanı tüm Avrupa’ nın da en büyük ikinci limanıdır. Ülkenin kuzeyinde Elbe Nehri’ nin denize dökülüğü bölgede kurulmuş ve modern Almanya’ nın sanayileşmesinde kilit rol oynayan şehirlerden biridir. Hamburg’ a bir konser için geldim. Aslında bu önemli kenti hep görmek istemiştim, konser de bahanesi oldu.

[nrelate-related]

 Hamburg planımda önemli bir hata yaptığımı, gelmek istediğim konserin biletini alırken farketmemiştim ama şehre geldikten sonra farkettim. Gelmek için yanlış gün seçmişim, Pazar günü Alman’ ların tek yaptığı dinlenmekmiş. Aslında turistik kentlerde Pazar gününün durgunluğu daha az hissediliyor ama Hamburg’ da bu apaçık ortadaydı.

Şehre trenle geldim ve tren istasyonu şehrin eski yerleşiminde yer aldığından metro gibi ulaşım araçlarına gereksinim duymadım. Konser saatim de 11.00 olduğundan o tarafa doğru yönlendim ve gezmeye başladım.

Yol üstünde görülmesi gereken iki kilise var: St. Jakobi ve St. Petri. St. Jakobi 15. yüzyıldan kalma bir yapı. Bu kilisenin sakladığı önemli bir hazine Kilise Orgu. Ben göremedim ama 17. yüzyıldan kalma ve meşhur bir orgmuş. Johann Sebastian Bach bir dönem bu orgu çalmış. Yolun devamında ise St. Petri bulunuyor. Bu kilise, 14. yüzyılda burada bulunan ama 1842 yılında bir yangında tamamen yok olan kilisenin yerine yapılmış. Bacaklarınıza güvenebiliyorsanız bu kilisenin kulesine çıkılabiliyor. Konsere yetişeceğimden ben çıkmayıp yoluma devam ettim.

Aslında şehrin en ünlü orkesrası olmasa da, Hamburg Filarmoni Orkestrası oldukça iyi bir orkestradır. Ama beni bu konsere çeken solist Lilya Zilberstein idi. Rus piyanist halen Hamburg’ da yaşıyor ve Dünya çapında bir üne sahip. Çaldığı Betthoven konçertosu ise en sevdiklerimden biriydi. Konserle ilgili bir not ise, gündüz konseri olmasının etkisi midir bilmiyorum ama seyircinin yaş ortalaması sanırım 60 civarıydı.

Konser sonrası yapılacak en güzel şey yemek yemek olabilirdi ama yol üstündeki Brahms Müzesi’ ni gezerek ruhumu biraz daha doyurayım istedim. Klasik müzik için geldiğim bu şehirde bu durağı kaçırmak mantıklı olmayacaktı. O yüzden yönümü Brahms’ a çevirdim.

Brahms hayatının önemli bir kısmını Hamburg’ da geçirmiş. Yaşadığı ev ise bir müzeye dönüştürülmüş ve ziyarete açılmış. Evi bulmakta biraz zorluk yaşayabilirsiniz çünkü dışarıda reklam gibi birşeyler bulunmuyor. Dışarıdaki sadelik içeride de devam ediyor. Brahms Müzesi ne yazık ki kaynakları fazla olan bir müze değil. Aslında bu kadar zengin ve 3 – 4 önemli orkestranın olduğu bir şehirde bu kadar sahipsiz kalmasını da yadırgadım. Açıkcası müze olarak sergileyebildikleri fazla bir eser de yok ama orada bulunmak adına girdim.

Görevli bayan gayet “hoşsohbet” biri. Ziyaretçilerle ilgili tuttukları anketi sorunca sizden aldığı Türkiye cevabından sonra hızla, en son Türk ziyaretçinin çok uzun süre önce geldiğini (belki de benimdir) burada daha fazla Türk görmek istediğini, kendisinin bir iki kere Türkiye’ ye geldiğini, oğlunun (belki de yeğeniydi) eşinin Türk olduğunu, buraya tekrar gelmek istediğini, müzedeki olanaksızlıkları, Bach Müzesi gibi diğer müzelerdeki olanakların onlarda olmadığını, ama Hamburg’ un çok güzel bir şehir olduğunu, burada yaşamaktan keyif aldığını, nefes almadan noktasız ve virgülsüz olarak bir çırpıda anlatacaktır. O anlatımını yaparken FM3A fotoğraf makinamı elimden düşürdüm, tangır tungur yuvarlandı, eğildim aldım, inceledim ama bütün bunlar bile anlatımının yavaşlamasına engel olmadı. Hoşsohbet bayanın yanından ayrıldıktan sonra karnım iyice acıkmıştı ve yemek yiyecek bir yer bulmak için Grossneumarkt tarafına yürüdüm.

Pazar günü olduğu için öğlen yemeği için bile yer bulmaya zorlandım. Bir İtalyan lokantası görünce fırsatı değerlendirmeye karar verdim. Yemekten sonra yakındaki St. Michaelis kilisesine doğru yürüdüm. Bu kilise şehrin en çok sevilen kilisesiymiş. 1750 yılında düşen bir yıldırım sonucu tamamen yanmış ve barok stilinde tekrar yapılmış. 1906’ da bina bir yangında tekrer hasar görmüş ve onarılmış. Son olarak da 1945’ de savaş sonrasında tekrar yapılmış. Söylendiğine göre Kuzey Almanya’ da ki en güzel barok kiliseymiş. Defalarca zarar görüp tekrar yapılması da, Alman halkın da tekrar yapılanmayı hatırlattığından bir sempati yaratıyormuş.

Buradan sonra Rathaus tarafına yönlendim. Halen kullanılan bu belediye binası 19. yüzyılın sonunda yapılmış. Geniş bir meydanın ortasında bulunuyor ve bu meydan hem vakit geçirmeye hem de görkemli Rathaus binasını iyice incelemeye fırsat tanıyor. Aslında bu meydanda düşündüğümden fazla vakit geçirmek zorunda kaldım. Daha öncede sıkıntı yaratan Pazar tatili oluşu akşam saatlerinde iyice günyüzüne çıktı. Kafe ve restaurantların çoğu saat 17.00 gibi kapandı. Hala açık olan bi kaç mekan da 19.00’ da kapandı (Starbucks dahil). Bu durumda saat 22.00 de kalkacak trenimi tren istasyonunda beklemek zorunda kaldım. Günün yorgunluğuna beklemenin verdiği sıkıntı eklenince Hamburg’ daki son saatlerim geçmek bilmedi.

Sonuç olarak bu güzel şehirden, kötü planlanmış bir gezi yapmanın burukluğuyla ayrıldım. Yine de güzel hatırladığım ve fırsat olursa tekrar gelmek istediğim bir şehri görmüş oldum.

Hissiyatınızı paylaşın:

%d blogcu bunu beğendi: